Bediüzzaman’a Göre Demokrasi ve İnsan HaklarıDünya üzerinde birçok farklı demokrasi anlayışları mevcuttur.
Türkiye üzerinden düşünecek olursak ülkemizde de herkesimin demokrasiyi kendisine göre yorumladığını görürüz.
Buna bir de “takiyye” yapmak zorunda bırakılan mütedeyyin insanların demokrasi tanımlarını da ekleyince bu tanımlar epey bir kalabalık olur.
Toplum olarak yine sancılı bir dönem yaşıyoruz.
Yıllardır kangren olmuş bir yara.
Dökülen kanlar, çekilen acılar.
Toplumun farklı kesimlerini bir araya getirecek, nirengi noktası aranıyor.
Bir taraf, ifrata uzanıp kendi ırkını ön plana çıkarırken; diğeri de ona tepki göstererek tefrite kaçıyor.
Bu halkın kalpleri, yeniden nasıl birbirine ısınacak?...
Öyle ya bir kere ırka dayalı bir fitne, bütün bedene yayıldı. Taraflar oluştu. Toplumu bir arada tutacağı düşünülen kavmiyet vurgusu, birleştirici olma vasfını kaybetti. Demokratik bir devlet istediklerini söyleyenlere, hangi vasıflardaki devletin demokratik sayılması gerektiğini sorarsanız, size tanımını getirdikleri devletin, kendi tasarladıkları, kendi kurdukları ve bizzat kendilerinin işlettikleri devlet olduğunu göreceksiniz. Yani her demokrasi havarisi kendi incilini kendi yazıyor.
Herkes darbelere karşı olduğunu, demokrasiden yana olduğunu söylüyor. Bu gün demokrasi konusundaki tartışmalar genellikle “darbeler” ve “Ergenekon” bağlamında yapılıyor. Demokrasi hakkında, hele türleri de ayrı ayrı söz konusu olduğunda, pek çok şey söylenebilir. Fakat bütün demokrasi türleri için söylenebilecek son derece net ve kesin birşey vardır ki, o da, halk iradesini en yüksek yetki mercii olarak kabul ettiğidir.
Bediüzzaman gibi, içinde her kesimden insanların olduğu milyonları peşinde sürükleyen ve bu milyonları aklen kalben tatmin eden eserler bırakan, milletine ve insanlığa olan hizmetleri ile de ön plana çıkan bir zatın en azından yeteri kadar bağımsız araştırmaya konu edilmiş olması gerekmez miydi?
Ülkemizin dört bir yanında Bediüzzaman Said Nursi’yi anma programları yapıldıgı gibi Kahramanmaraş Yeni Asya Gazetesi temsilciliği de “Bediüzzaman’a Göre Demokrasi ve İnsan Hakları” paneli düzenliyor.
Porf. Dr. Ahmet Hamdi Aydın, Porf. Dr. Ahmet Battal ve Yeni Asya Gazetesi Yazarlarından Latif Salihoğlu’nun katıldıgı paneldeki ifade; Baharın habercisi cemrelerdir. Cemre, kelime anlamı olarak “ kor ateş” demektir. Zemheri aylarının sert ayazlarını bu “kor”lar yumuşatır. 1. cemre havayı, 2. cemre suyu, 3. cemre de toprağı ısıtarak bahar haşirine zemin hazırlar. Arkasından toprak kefenini yırtar ve altından yeni hayatlar fışkırır. Cennet misâli bir mevsim başlar. İnsanlar arasında da kışta gelip, baharı görmeden gidenler vardır. Onlar görmese de, başkalarının görmesi için zemin hazırlarlar. Kendileri, yüreklerini muhabbet ateşi ile yakıp “kor” ederler, bu korlar gelecek nesiller için manevi bir cemre olur. “Acele ettim kışta geldim, sizler cennetâsâ bir baharda geleceksiniz” diyen Bediüzzaman, kendini pervane misâli nâra atıp hayatını feda ederken, gelecek nesillere bir bahar müjdesi veriyordu. Çünkü yaşadığı dönem, manevi bir kış mevsimini andırıyordu. Gaflet ve dalalet rüzgârları, ihanet fırtınaları estiriyor, cehalet ve atalet bulutları, zulmet yağdırıyordu. Meşrutiyeti, demokrasiyi ilim, fazilet ve ahlâk altyapısıyla takviye etmelerini; ancak böyle yaparak hürriyetin gelişini çabuklaştırabileceklerini; oturdukları yerde başkalarından şikâyet ederek, birilerini suçlayarak, birbiriyle didişerek vakit geçirmek yerine, bizzat gayret göstermelerini tavsiye ediyor ve Münâzarât’taki izahlarında da aynı paralelde mesajlar veriyor Üstad. Bu değerli tavsiyeler bundan yüz yıl önce dile getirilmişti; gereğine uyulmaması bizi bugünkü sıkıntılarla karşı karşıya bıraktı; ve geçerlilik ve güncelliğini hâlâ koruyan bu çok önemli mesajlar, hâlâ samimiyetle kulak verilmeyi bekliyor.
Bediüzzaman’a ve onun gerçek fikirlerine sahip çıkmadıkça, bu anlayış Bediüzzaman gibi yüreği bütün mazlumlar için yanan, zamanın şartları içinde milleti için yapılabilecek hizmeti de yapan, ancak kendi değimi ile “ne yapayım kışta geldim” diyerek baharlara olan arzusunu dile getirerek aramızdan ayrılan, Medresetuz-Zehra projesini bir vasiyet biçiminde bırakan, zamanın harikası bir zatı, herkes istediği tarafa çekecektir. İşin siyasetle yürütülecek tarafları bir yana, asıl mesele, farklı kesimlerin alacağı tavır ve kararlar ne olacak?
Problemler, onları ortaya çıkaran aynı düşünce seviyesiyle çözülemez. Bu bağlamda, “şiddete karşı siddet” aynı düşünce seviyesidir ve asla çözüm yolu değildir. Çözüm yolları, daha derin, daha geniş boyutlu ve daha üst seviye bir düşünce tarzının ürünü olabilir.
Günümüzde Bediüzzaman yok, ama yığılarak devam eden problemlere işaret ettiği çözümler karşımızdadır.
Bediüzzaman’ın önerilerini “Demokratikleşme, ırkçı politikalardan vazgeçerek iman kardeşliğini yeniden tesis etme, komşularımızla dost olma, din ve fen ilimlerinin beraber okutulduğu eğitim müesseseleri, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ile hür teşebbüse önem verme” şeklinde özetlemek mümkündür. Bütün bunların gerçekleşmesi hürriyetçi ve katılımcı demokrasi ile mümkün olabilecektir. Bu hususta, asrımızın büyük mütefekkiri olan Bediüzzaman Said Nursi'nin, en büyük düşmanımızın; cehalet, zaruret ve ihtilaf olduğuna dair teşhisi, tesbiti ve bu en büyük düşmanlarımıza karşı gösterdiği çareler mutlaka dikkatle göz önüne alınmalı ve değerlendirilmelidir.
Benliğinizi eritip “ben değil sen” diyebiliyorsanız, iki insan arasındaki yolun yarısını katetmişsiniz demektir. Kalan yarısı ise ötekinin elinizi tutmasına bağlıdır. Ve gerçekten “demokratikleşmenin” anlamını artık duymak yerine yaşarız. Demek istediğim, işte bunlara varıncaya kadar düşünüp kimileri ilk ve geçici, kimileri kalıcı çözümler bulmak, bulduklarımız üzerinde belli bir ortaklaşmaya varmak zorundayız.
Söylemimizin adil, eylemimizin tutarlı olabilmesi için ezberleri bırakıp yeni tartışma başlıkları açmak elzemdir.Gelecek eleştiriler ışığında tartışmanın geliştirilmesi ümidiyle…























Haberlere ve köşe yazılarına, yorumlarınızla katılmanızdan memnuniyet duyarız...
Yorum yaparken aşağıdaki hususlara lütfen dikkat ediniz.
• Yorumlardan yazarları sorumludur. Sitemiz okuyucu yorumları nedeniyle sorumlu tutulamaz.
• Yorumlar yönetici onaylıdır. Küfür, hakaret vs. içeren ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.